Korkulukların zaferi

Yazan : Belkıs Ersan Yaka

Ilık bir güz sabahıydı. Güneşin ilk ışıkları tarlaya inerken uyandı korkuluk. Biraz yorgun biraz da mutsuzdu. Mutsuzluğunun sebebini düşündü; yalnızlık olmalıydı. Evet evet yalnızlık. Ama korkuluk zaten hep yalnız değil miydi? Yanında kimse yokken de tarlayı beklemekti görevi. Elbette yalnız olacaktı. Kafasını toplamaya çalışarak. “Acaba sonbahar geldiği için mi mutsuzum?” dedi kendi kendine. Hayır, sebebi bu da değildi, çünkü korkuluk sonbaharı belki de diğer mevsimlerden bile daha çok seviyordu. Sonbahar hasat demekti; tarlada ilkbahardan beri koruduğu sebzeler meyveler toplanıyordu. Bir anlamda sorumluluğunu tamamlamış olmasıydı hasat. Bostan tarlasında yıl boyunca yetişen karpuzları, kavunları, börülceleri, domatesleri kargalara, kuşlara yedirmeden bostan sahibi Salih amcaya teslim etmenin gururunu yaşatıyordu bu mevsim ona. Bunları düşünürken başını kaldırıp gökyüzüne baktı, sevinçle uçuşan sığırcık kuşlarını hayranlıkla izledi. “Onların yerine olmak için neler vermezdim” dedi. Güneşten yıpranan gömleğine çarpan rüzgârın çıkardığı ses kulaklarında…

Geçen yıllarda yetiştirilen ürünler ekilmiyordu artık tarlalara. Komşu tarlalar da bom boş olduğundan yakınlarda konuşabileceği hiç arkadaşı kalmamıştı. Eskiden onu uyandıran nal sesleri zamanla traktör seslerine bırakmıştı yerini. Şimdi neredeyse yollarda çıt çıkmıyordu sabahları. Çünkü sabah tarlaya çalışmaya gelen hiç köylü kalmamıştı. Gün boyu uzaklardan geçen araba uğultularını duyuyordu sadece. Şimdi sıkıntısının, sebebini anlamıştı. Eski günleri özlüyordu; ama artık kimse kalmadı diye düşündü, içini şimdi daha derin bir hüzün kapladı. “Ben hep bu bostan tarlasında yaşadım, şu köşedeki melengiç ağacının çitlembiklerini bile korudum. O da bana gölgesiyle can verdi, yorgunluğumu giderdi, dallarına konan kuşlarla dertleştik. Komşu tarlanın ekinleri koruyan korkuluk yoldaşım oldu. Şimdiyse tarlalarda ne bostan ne ekin var.” Yakınlarda sesini duyurabileceği kimse kalmamıştı. Ama bu coğrafya, bu bereketli topraklar kaderine terk edilmemeliydi. Yapılacak bir şeyler mutlaka bulunurdu. “Hey!” dedi heyecanla “Arkadaşlarıma ulaşabilirsem belki birlikte bir çözüm bulabiliriz.” Aşağıalan’daki, Sarınçyakası’ndaki, Koruyeri’ndeki korkuluklara sesini duyurabilirdi. Onlarla birlikte hareket ederse daha güçlü bir adım atabilirlerdi. “Madem kimse tarlalara gelmiyor biz onlara gidelim” dedi. Şimdi daha güçlü hissediyordu.

Ertesi gün sabah ayazıyla seslendi diğer korkuluklara birer birer. “Heeeeeyyy! Sesimi duyuyor musunuz? Bakın kuruyan, ekilmeyen, boş kalan tarlalar beni çok üzüyor. Sabahtan akşama kadar yapayalnız tarlanın ortasında beklemekten çok sıkıldım. Bir planım var.” dedi ve anlattı…  Korkuluğun planı hepsinin aklına yattı. Arkadaşları da onun gibi bundan sonraki hayatlarını tarlada boş beklemekle geçirmek istemiyorlardı.  Ertesi sabah gün ağarmadan haberleşmek üzere uykuya daldılar birer birer. Bundan sonraki yaşamlarını Barbaros Köyü’nün sokaklarında yaşayacaklarını umut ederek... Ve ertesi sabah Barbaros’ta sokağa çıkanların yüzünde hayret, şaşkınlık, biraz da gülümseme vardı. Köyde hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı artık.


Her yerde korkuluk.Bizde oyuk.
Gülümseyin. Barbaros'tasınız.
19-20-21 Mayıs 2017
Barbaros Oyuk Festivali
Urla İzmir
Facebook sayfamızı ziyaret edin.
Lütfen sayfamızı ziyaret edin.