SANATSAL KORKULUKLAR
Yazan : Banu Ersan
Gökyüzü gümüş bir örtüyle kaplanmıştı.
Güçlü bir İlkbahar yağmurunun müjdecisiydi saklambaç oynayan yıldızlar.
Ürünlerin alındığı tarlaların engebeli ve sırtlı zemini yeni üretim için sabırsızlanıyordu. Henüz ilkbahar yüzünü yeni
göstermişti.
Ve sadece korkuluklar vardı, bekliyorlardı bilinmezliği... Birde zaman zaman geçen göçmen kuşlar...
Yamaçtan bakıldığında bir arada gibi görüyorlardı ama mesafeli tarlalara serpiştirilmişlerdi.
Her akşam gelip ahşap çardağına konuşlanıp heyt höyt diye edalarla komşularıyla haberleşen tarla sahipleri bu
mevsim henüz göreve başlamamıştı.
Bakır renkli kadife bir örtüyü andıran iki sınır tarlada dikilmiş dört korkuluk bulunuyordu.
Yorgunluğu,  çatlayan ahşap ayaklarından, havanın nemiyle renk değiştirmiş saman ellerinden anlaşılıyordu.
Yaza teslim olmayı sabırsızlıkla bekleyen dört arkadaş korkuluk süzülüyordu kendi ekseninde.
Gecenin sessizliğinde birden dağların eteklerinde yankılanan bir müzik duymuşlardı.
Sanki o an uyanıp dirilmişlerdi fakat müzik sürekli değişiyordu ve bir anda kendi lisanlarıyla müzik'e tepki vermeye
başlamışlardı. Onları mutlu eden bir müzik olduğunda mırıldanıp ulaşmaya çalışırcasına ahenkli, anlaşılmaz ve cızırtı
duyduklarında hüzünleniyorlardı. Birden aralarında kayalıkların olduğu tarladaki korkuluklarda komşu dört korkuluğa
uzaktan katılmaya başlamıştı.
Tıpkı bir yarışa başlarcasına müzik'e doğru yönelip bir an önce o noktaya varmak istiyordu hepsi.
Bir yandan müzik hala devam ediyordu.
Korkuluklar bir tarlada kesişerek birbirleriyle buluştular.
Gözlerinden ışık topları fışkırıyordu...
Birden etraflarına bakarak terk edilmiş işlenmeyen tarlaların kenarlarında süzülen otları fark etmişlerdi.
Yakınlaşıp telaşla toplamaya başlıyorlardı. Otların kimisi sazlıkları kimisi ebruli geçişleri olan bir yelpazeyi
andırıyordu.
Toplanan otları ortaya koyarak muntazam bir çemberin içine almışlardı kendilerini.
Ve müzik dağların arasından tekrar yükselmeye ve tarlaları bütün ahengiyle çınlatmaya başlamıştı.
Sanki korkulukların yeni bir oluşuma hazırlanışını bilip onları motive etmek için elini uzatmıştı müzik.
Birden öfkeli bir çığlık gibi kükreyen gökyüzü yağmur tanelerini de beraberinde getirmişti. Korkuluklardan biri
karşıdaki çam ağacına doğru yürümeye başlamıştı . Yağmurlu dallarını terk edip yere düşen kozalakları alıp
heyecanla oluşturdukları çemberin içine atıyordu.
Ve hummalı bir çalışmayla otlardan farklı enstrümanlar yaratıyorlardı.
Bu arada gün doğuyordu tıpkı karanlık bir odanın minik penceresinden süzülen ışık gibi süzülüyordu tepelerden.
Ve artık korkuluklar hazırdı yeni bir yaşama adım atmaya ...
Güneş, İlkbaharın hakkını verircesine canlı ve parlaktı.
Doğanında onları destekleyen tepkilerini gören dört korkuluk farklı nidalarla ve enstrümanlarıyla müzik yapmaya
başlamıştı ve diğer iki korkulukta danslarıyla eşlik ediyordu.
Tam bu sırada yırtık, solgun kıyafetleri hareketlenip ve düğmeleri bir misket gibi düşüp sekerek kayboluyordu
,içlerinden gökkuşağını kıskandıran renklerde kostümler belirmişti.
Ve müzik ,dans,  yeni kostümler aynı çatı altında toplanarak korkuluklar sokaklara süzülüyordu.
Sokaklarda oynayan çocuklar korkulukları gördüğünde kimisi ağlamaklı kimisi şaşkın ve kimisi ürkmüş bir ifadeyle
donmuştu fakat korkuluklar kendilerini sevdirmeyi çok kısa sürede başarıp hemen arkadaş olmuşlardı. Ve artık
korkulukların yeni dünyasında çocuklar da bulunmaktaydı.
Ve iki dansçı korkuluk sokakların sahibiymiş gibi dört müzisyen korkuluğu eski taş evlerin bulunduğu dar sokaklara
yerleştirir.
Ve çocukların da sevinç çığlıkları ile sanatsal korkuluklar iş başındadır.
Köyde yankılanan farklı ritimde ve farklı tarzda müzik bir festival coşkusunu yaşatır ev dibinde oturan AYŞE Teyze'ye
kahvede oturan İBRAHİM Amca'ya...
Her yerde korkuluk.Bizde oyuk.
Gülümseyin. Barbaros'tasınız.
19-20-21 Mayıs 2017
Barbaros Oyuk Festivali
Urla İzmir
Facebook sayfamızı ziyaret edin.
Lütfen sayfamızı ziyaret edin.